0546 585 2381

[email protected]

Bölme Savunma Mekanizması ve İnsanın Ruhsal Gelişimi

Hiç, hayatınızdaki bir insanın sürekli uçları yaşadığı için onun duygu ve düşüncelerinden emin olamadığınız zamanlarınız oldu mu?

Ya da, bu kişilerin bazen çok mutlu olup, aynı şekilde size de çok iyi davrandığı; bir süre sonra ortada somut bir sebep yokken inanılmaz öfkeli ya da üzgün bir ruh haline geçerek anlam veremediğiniz davranışlar içerisine girdikleri... ?

Benzer bir şekilde, kendinizi birine karşı çok yoğun bir sevgi hissediyorken onun size karşı yaptığı bir “yanlış” sonrasında, ona karşı hissettiğiniz sevginizin tam tersi bir şekilde yoğun bir öfkeye dönüştüğü zamanlarınız oluyor mu?

İşte bu tarz zıt kutuplu ve şiddetli duygu ve davranış modelleri kişilerde genelde “Bölme” (Splitting) savunma mekanizmasının etkisiyle ortaya çıkan tepkilerdir. İnsanın ruhsal yapısı anlayabilmek için oldukça önemli gördüğüm, herkeste az ya da çok olabilen, stres altındayken daha da artabilen ve özellikle kişilik bozukluklarında sıklıkla rastlanabilen bu savunma mekanizmanın; nasıl oluştuğu, neye hizmet ettiği, kişilerin ve toplumların hayatlarında ne gibi etkiler yarattığı hakkında bir takım bilgiler paylaşmak istiyorum.

Bölme savunma mekanizmasının yoğun bir şekilde etkisinde olan kişiler çoğu zaman; kendi duygularını, hayatı, olayları, insanları ikiye bölerek algılama eğilimindedirler. Deyim yerindeyse, onlar için hayatlarında ya “ak” ya da “kara” vardır, “gri”ye genelde yer yoktur. ..Ya "çok iyi" bir ruh hali içindedirler ya da tam teri "çok kötü" bir ruh hali içine girerler... Aynı şekilde ilişki halinde olduğu insanlar da ya "çok iyi" ve "hatasız" lardır, ya da "çok kötü" ve "tamamen hatalı" konumdalardır.

Dolayısıyla bölme savunma mekanizması altındaki kişilerin duygu, düşünce ve davranışlarında bir tutarlıklıktan söz edilemez. Hal böyle olunca, bu kişilerin ilişki halinde olduğu normal insanlar onlara nasıl davranması gerektikleri konusunda zaman zaman ikileme düşebilirler, hatta onların gerçek kişiliklerinin hangisi olduğundan emin olamayacak şekilde kafaları karışabilir.

Peki, bölme savunma mekanizması nasıl oluşur ve bu mekanizmanın kişilerin hayatlarında ne gibi bir işlevi vardır?

Bir bebeğin hayata dair ilk algıları negatif ya da pozitif şeklindedir. Bir diğer deyişle; bebek, ilk gelişim evrelerinde hakkında bir fikir sahibi olmadan gözünü açtığı dünyada sürekli olarak çeşitli uyaranlara maruz kalır. Bu uyaranlar kimi zaman kendisine hoşnutluk ve haz verir, kimi zaman da tam tersi onda kızgınlık ve acı gibi duygulara yol açar. Çok basit olarak örneklersek eğer; bebek açken olumsuz bir duygu hisseder, karnı doyurulduğunda ise tam tersi olumlu bir duyguya geçiş yapar. Bu yüzden tok olan bir bebek açlığı hissettiği an hemen ağlayarak tepki verir.

Bir bebeğin düşünce ve algı sistemi henüz tam olarak gelişmemiş olduğundan dünyayı algılayış şekilleri bilişsel olmaktan ziyade hislere dönüktür, diğer bir deyişle maruz kaldığı olay ve durumlar kendini ya “iyi” hissettirir ya da “kötü” hissettirir. Dolayısıyla, sürekli olarak maruz kaldığı tüm bu pozitif ya da negatif uyaranları iki kategoriye bölerek zihninde netleştirme ihtiyacında olurlar, çünkü zihninde “az olumlu duygu”, “çok olumsuz duygu” ya da “olumlu ve olumsuzun karışık olduğu duygu” gibi kavramsal bir ayırt etme becerisi henüz gelişmemiş bir durumdadır.

Aslında, hepimizin hayatı bu şekilde bölerek algılamamız doğumumuzdan itibaren başlayıp 2,5 – 3 yaşımıza kadar bu şekilde devam eder. Sağlıklı bir zeminde gelişen her çocuk bir süre sonra “iyi” yi ve “kötü” yü bir potada eritmeye başlar. Bu gelişimin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkar. Bir nevi çocuk, yaşadıkları karşısında bir sentez yapabilme yeteneği geliştirir.

Burada önemli olan nokta ise şudur; çocuğun hayatında iyi ve kötünün bir sentezini yapabilmesi için sevgi ve güven duygusunu tam anlamıyla hissetmesi gerekir. Yani bu hayatta "sevilen bir varlık" olduğu ve "güvenli bir yerde bulunduğu" konularında derin şüphelere düşmemesi, çocuğun sürekli olarak bu iki duygunun arayışı içerisine girmemesi önemlidir. Aksi takdirde, çocuk bu duyguların eksikliğini hissetmemek adına hayata karşı da bölme savunma mekanizması geliştirerek kendi benlik bütünlüğünü korumayı amaçlayacağı gibi hep “sevilen” ve “güvenli” olan bölgede kalmak yönünde bir savunma mekanizmasını devam ettirmek zorunda kalacaktır. Tam tersi bir şekilde, “sevilmediği” ve “güvensiz” olduğunu hissettiği ortam ve kişiler de ona; değersizlik, yetersizlik, güvensizlik gibi duyguları çağrıştıracağından o alandan mümkün olduğu kadar uzak kalmayı tercih edecektir. Bundan dolayı, kendi zayıf ve kırılgan benliğini korumak amaçlı bu uyaranları “iyi” ve “kötü” şeklinde bölerek yaşayabileceği sıkıntıdan bir çıkış yolu bulma gibi bir yöntem geliştirmiştir.

Ruhsal gelişim süreci içerisinde, doğal seyirde 3 yaşına kadar ortadan kalkması gereken bölme savunma mekanizmamız, bahsettiğim sevgi ve güven eksikliğinden ötürü bazen kaldırılamaz. Çocuk benliğini bütün halde tutmak için adeta bunu yapmaya mecburdur. Terk edilemeyen bu savunma mekanizması kişilik bozukluklarının en çok başvurdukları savunma halini alır. “İyi” bölgede kalabilmek ve kendisini “kötü” bölgeye atma riski barındıran unsurları kontrol edebilmek için kendilerini, hayatı ve ilişki halinde olduğu insanları ikiye bölerek yaşamak zorunda kalırlar.

kişilerin bilinçdışı bir şekilde baş vurdukları bölme savunma mekanizmasının günlük hayat nasıl yansıdığına bir bakalım: Yoğun bir bölme mekanizması altındaki kişilik yapılanmaların hayatlarında ya "çok iyi" dostları vardır ya da "çok sinsi" düşmanları… Kendi değer ve inançları çok “kutsal” ve “mantıklı” dır, başkalarının ki ise “saçmalık” tan ibaret şeylerdir.

Aynı şekilde, kitlesel bazda da bölme mekanizması bir topluluğun duygu, düşünce ve davranışlarını da etkileyebilir. Kan davalarının, ırk ve mezhep çatışmalarının ya da uzun süren küslüklerin, düşmanlıkların hepsinde bölme mekanizmasının topluluklara olan yansımalarını görmek mümkün olmaktadır.

Bölme mekanizmasının aslında en temelde kişinin kendi benlik bütünlüğünü korumaya yönelik sergilediği ilkel bir savunma mekanizması olduğundan bahsetmiştim. Ancak, bu mekanizmanın her ne kadar böyle bir işlevi olsa da, bedeli kişiler ve toplumlar için çok ağır niteliktedir. Şöyle ki, kişinin ruhsal gelişimi için belli bir oranda “diyalektik” düşünme sistemine ihtiyaç vardır. Yani en genel anlamıyla “tez” “antitez” “sentez” bakış açısına sahip olunmasıdır.

Diyalektik tarzda düşünebilen insanlar, öne sürülen tezleri ve anti-tezleri görerek bunları kendi akıl süzgeçlerinden geçirerek bir senteze ulaşabilirler. Bir diğer deyişle, bu kişiler kendilerine sunulan bilgileri düşünsel olarak işleyerek, onlar arasında kıyas yaparak bilgiyi içselleştirme becerisi geliştirebilmiş insanlardır. 

Dolayısıyla, diyalektik becerisini hayatlarında kullanabilen bir insan, hayatı ve kendisini sorgulamasını bilir. Araştırır, analiz eder ve olaylara bütünsel bir bakış açısıyla yaklaşabildiği için kendi eylemlerindeki kusurları da fark edip onları gerektiğinde düzenleme gibi bir beceri ve anlayışa sahiptirler. Bu durumun bir sonucu olarak, bu insanlar başkaları tarafından öyle kolay kandırılamazlar, ona sunulan öğeleri koşulsuz kabul etmek yerine doğrularını ve yanlışlarını ayıklayabilirler. Tüm bunlardan ötürü, bu tarz özellikler barındıran insanların ruhsal gelişimleri –hayatlarında bölmeye ihtiyaç duymadıkları için- sağlam bir zeminde ilerler niteliktedir, kendilerini her fırsatta geliştirme, değiştirme ve dönüştürme şansı bulabilirler.

Şimdi de bu durumun tam tersini inceleyelim: Bölme savunma mekanizması altındaki kişilik yapılanmaları hayatı yalnızca “tez” ve “antitez” şeklinde algıladıkları için kendi başlarına bir analiz yapma ve senteze ulaşma becerisinden yoksundurlar. Dolayısıyla, düşündükleri, inandıkları, bağlandıkları unsurlar genelde; sorgulamadan kabul ettikleri, yalnızca bölmenin “iyi” tarafına koydukları durumlardan ibarettir. Bundan dolayı, bu insanları etkilemek ya da kandırmak son derece kolaydır. Onlara kendilerini "iyi" hissettirecek her durum “mutlak iyi” olarak kabul edilir, aksini genelde düşünmezler.

Örneğin bir toplum lideri, tarikat şeyhi ya da siyasi lider onlar için “mutlak iyi” taraftadır ve öyle kalmalıdır. Bu liderde ortaya çıkan herhangi bir olumsuz ya da “kötü” bir durum koşulsuz olarak onlar tarafından bir bahaneyle reddedilir. Dolayısıyla bu insanlar herhangi bir inanca, öğretiye ya da kuruma karşı bağlılık yerine “mutlak bağımlılık” geliştirmiş kişilerdir. Hal böyle olunca, bir takım art niyetli kişi ve kuruluşlar tarafından rahatlıkla yönlendirilebilir ve yönetilebilirler. Aynı şekilde bir toplumda da bu tarz kişilik yapılanmasındaki kişilerin sayıca çok olması, o toplumun gelişmesine ve ilerlemesine sekte vurur, hatta o toplumu bulunduğu seviyeden daha geri bir seviyeye çekebilir.

Sonuç olarak, çocukluk döneminde çoktan bırakılması gereken bölme savunma mekanizması çoğunlukla ebeveynlerin çocuğa yeterli sevgi ve güveni veremedikleri için çocuk tarafından devam ettirilmek zorunda kalınır. Bu çocuklar, birer yetişkin olduklarında bile terk edemedikleri bölme savunma mekanizması onların; duygularını, düşüncelerini, hayatı ve insanları algılayış şekillerini, ilişkilerini ve daha birçok unsuru doğrudan etkilemektedir.

İşin en acı tarafı ise, bu tür kişilik yapılanmaları bir gün ebeveyn olduklarında aynı döngüyü kendi çocuklarına da yaşatmaktalar ve bu durumun bir sonucu olarak bir nesil bölme mekanizmasının etkisi altında kalmış, sevgi ve güveni hissedemediği için başkalarına da hissettiremeyen, ruhsal gelişimleri duraksamış bir yaşama mahkûm edilmekte...

 

Ümit AKÇAKAYA

Uzm. Psik. Dan.

Yorumlar

Görüntülenecek mesaj yok

Benzer içerikler

  • Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Bornova / İZMİR

    0546 585 2381

    [email protected]

    umitakcakaya.com
    Yükleniyor